top of page

Selanik Rüyası: Efsanevi Bir Şehirde Yolculuk

  • Yazarın fotoğrafı: Macera Travel
    Macera Travel
  • 28 Haz
  • 3 dakikada okunur

Türkiye’den Yunanistan’a geçerken, insana çok fazla bir değişiklik olacakmış gibi geliyor fakat güneş doğduktan sonra görüyoruz ki Yunanistan’ın da bizim Ege sahillerinden pek bir farkı yok, şöyle ki; otoyol levhalarını değiştirip Türkçe yazılır ise kimse buranın Yunanistan olduğunu fark etmeyecektir bile. Ama gözüken o ki Yunanlar ülkelerinin reklamlarını o kadar iyi yapıyorlar ki turizm adına gerçekten dünyanın en güzel yerlerinden bir tanesi olduğu algısı insanlara kabul ettirilmiş durumda fakat hem Türkiye’yi hem de Yunanistan’ı gören birisi olarak bizim ülkemizin çok daha fazla güzellikleri olduğu yadsınamayacak bir gerçek, adamlar sadece reklamı güzel yapıyorlar, bizim de bu noktada ülkemizin reklamını çok daha iyi yapmamız gerektiğini düşünmekteyim. Küçücük alanlara sahip Avrupa ülkelerinin bile kaliteli biçimde hazırlanmış birçok videosu varken her tarafı cennet olan ülkemizin maalesef tam olarak hazırlanmış bir biçimde bir tanıtım reklamı yok.


Her neyse; sabaha yakın yakıt almak için bir petrol istasyonunda duruyoruz, Türkiye’de neredeyse benzinlikçide çalışanların hepsi erkek olmakla birlikte burada hem erkeklerin hem de bayanların bu işi yaptığını gördüğümde gayet şaşırdım, demek ki istendiği zaman bayan da benzin pompacısı olabiliyormuş. Bir anda insan kafasında ister istemez iki ülkede bu işi yapanları karşılaştırıyor ve şaşırmamak da kaçınılmaz oluyor. Kahvaltı için “Kavala” yerleşkesine yakın bir yerde durduk, Kavala’nın ismi zaten bize yabancı gelmiyor eski Osmanlı toprakları olduğundan buralarda yaşayan insanların da bir kısmı Türk. Kavala’nın kurabiyeleri meşhur, bunlardan tadıyoruz fakat aslına bakılırsa çok fazla da bir özelliği yok bu kurabiyelerin, sadece meşhur olduğu söyleniyor. Normal kurabiyenin üzerine pudra şekeri dökülmüş halini düşünebilirsiniz.


Kahvaltıdan sonra tekrardan Selanik’e doğru yola çıkıyoruz, Yunanca ismi “Thessaloniki” olarak geçiyor. Selanik’e girdiğimizde aslında yapıların bizim İzmir’den çok da farklı olmadığını görüyoruz, gerek iklimden gerekse insanların birbirine benzediğinden olsa gerek bina yapıları da çok fazla değişmiyor, ekstradan göze çarpan binaların dışındaki çizilmiş olan grafitiler, Türkiye’de çok fazla özen gösterilmemesine rağmen Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Yunanistan’da da bu iş adeta bir sanat haline gelmiş. Selanik’te ilk durağımız devletimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev oluyor. Ev tekrardan restore edilmiş halen ziyaretçi kabul ediyor, aynı zamanda da bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti konsolosluğu olarak kullanılıyor. Evin hemen karşısında hediyelik eşya satan bir dükkân var, buranın kapısına “Demli Çay İkram Ediyoruz” diye kartona yazılmış bir yazı görüyorsunuz, burada çayımızı içip gezmemize devam ediyoruz.


Şehri gezmeye devam ettikçe de binaların Türkiye özellikle İzmir’de ki binalara benzediği insanın gözünden kaçmıyor. Selanik’te bir diğer turistik mekân da Beyaz kule, Atatürk’ün doğduğu evden çıktıktan sonra buraya doğru yürüyoruz. Deniz kenarından yürürken yine apartmanların altına yapılmış kafe ve restoranları görüyoruz, genellikle insanların dış görünüşü de Türk insanına çok yakın, bu durum da dikkatlerden kaçmıyor, dışarıdan gözüktüğü üzere insanlar gayet rahat yaşıyorlar, çok fazla bir hayat sıkıntıları yok gibi duruyor. Bi süre yürüdükten sonra Beyaz Kuleye ulaşıyoruz, kule şehrin sembolü haline gelmiş, tarihine baktığımızda da kule Osmanlı döneminde inşa edilmiş daha sonra şehir Yunanlıların eline geçtiğinde kule beyaza boyanmış fakat zamanla tekrardan eski halini almış, yani beyaz kule denmesinin sebebi de buradan geliyor. Kule Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır hatta mimarının da Mimar Sinan olduğuna dair söylentiler olmakla birlikte net bir bilgi de yoktur. Beyaz Kuleyi de gezdikten sonra dinlenmek için tekne turuna çıkıyoruz, bu turlar genellikle turistler için oluyor, tura özel bir para ödemiyorsunuz fakat içeride yiyecek ya da içecek alma zorunluluğunuz var. Daha önceden araştırdığımız üzere buraya özel bir içecek olan “Frappe” içiyoruz. Aslında ismine bakmayın kendisi soğuk kahve, nescafenin üzerine buz atılmış hali ve yaz günü de rahatlamak için iyi bir seçenek.



Selanik çok geniş olmadığından yarım günde bitiyor ve daha sonra tekrardan yolumuza devam ediyoruz. Yunanistan otobanları gayet düzenli fakat bu yolları Yunanistan değil yaklaşık bir 7-8 yıl önce Avrupa birliği yaptırmış. İnsanların genel yaşantısına bakılacak olursa ülkedeki kriz de tamamen insanların çalışmaya alışmamış olmalarından kaynaklanıyor. İnsanlar çok fazla rahat yaşıyorlar, çok fazla para harcıyorlar ve az çalışıyorlar hali ile de kriz kaçınılmaz oluyor. Konuştuğum insanlarla ve gördüğüm hal içerisinde durum bundan ibaret, tekrardan ülkenin kendini toparlaması için biraz daha çalışma saatlerini yükseltmeleri ve üretimi artırmaları gerekiyor. Turizm ve bir oranda tarım dışında çok fazlada bir gelirleri yok, Yunanistan’da durum bu şekilde, İtalya’ya doğru gemiye binmek için Igoumenitsa kıyı şehrine doğru yola çıkıyoruz… 


 
 
bottom of page